AB-Türkiye ilişkilerinde esas mesele Egemen Bağış yazdı

Türkiye AB ilişkileri hiç olmadğı kadar kötü bir dönemde. Karşılıklık sert açıklamalar birbirini izliyor. 

Avrupa Parlamentosu, bugün Türkiye ile pazarlıkların askıya alınmasını öngören tasarıyı oylamak için toplanıyor. Kabul edilmesine kesin gözüyle bakılan belgede Türkiye ile müzakerelerin geçici olarak dondurulması talep ediliyor.

Peki bu durumda ne olacak? Eski Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış, kritik süreci İnternethaber’e özel bir yazıyla değerlendirdi.

ESAS MESELE

Esas meselenin haklı olmak değil güçlü olmaya kilitlendiğini söyleyen Bağış, “2002’de üç bin doların altında seyreden kişi başına düşen milli gelirimiz on yılda üç kat arttığı gibi, yirmi bin dolar seviyelerine ulaştığı an biz istemesek bile AB vize şartını ortadan kaldıracaktır. Bu yüzden istikrarımızı koruyarak ekonomimizi büyültmek son derece yerinde bir yaklaşımdır.” dedi.

Egemen Bağış’ın yazısının detayları şöyle:

AB BİZE ÇOK MU LAZIM?

“Mezarlıklar kendilerini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur” derken acaba Churchill, kurucularından biri olduğu AB’nin bu cümlesini uluslararası teşkilatlar için yorumlatacak hale düşeceğini öngörmüş müdür?

Irak’a müdahale konusundaki fikir ayrılıkları, yeni ve eski Avrupa tartışmaları, ekonomik kriz, batan üye ülkelerin kurtarılması, İngiliz halkının şamar gibi gelen Brexit kararı, ve vizyonsuz liderlerin kısa dönemli siyasi istismar çabaları AB’yi çok yıprattı.

Bugün Avrupa Parlamentosundan çıkacak  ve yaptırım gücü olmayan Türkiye ile müzakerelerin geleceği konulu tavsiye kararı da, neticesi ne olursa olsun AB’yi yıpratmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Oysa Avrupa Birliği asırlarca birbirleri ile acımasızca savaşmış Avrupalıların huzur içinde yaşamalarını sağlayan, insanlık tarihinin en kalıcı barış projelerinden birisidir.

Kömür ve çelik konularında dayanışma maksadıyla başlayıp yıllar içerisinde 120bin sayfayı aşan müktesebatıyla hayatın hemen her alanına düzenleme getiren bu birlik rahmetli Menderes’ten bu yana dışa bakışımızın kızıl elmalarından biri olmuştur. 1958’de başlayan maceralı AB serüvenimizin birçok engel, duraksama ve kopmaya rağmen bugün hala devam etmesi karşılıklı çıkarlardan kaynaklanır.

Beş yıl boyunca ülkemiz adına müzakerelerini yürüttüğümüz bu sürecin bir gün tam üyelikle sonuçlanacağını iddia etmek için henüz çok erken. Erken dememizin sebebi müzakereler teknik olarak tamamlandığında aday ülke halkının üyelik onayını referandum ile verme kuralı  ve o günün şartlarını bugünden kestiremeyeceğimiz. AB üyesi ülkelerin bazılarının da bu kararı kendi halkoylarına sunma opsiyonunu da gözardı edemeyiz.

DİYETİSYEN METAFORU

Avrupa Birliğini en iyi diyetisyen metaforu ile anlatabiliriz. Bir diyetisyene gidip tüketilen ve yakılan kalorilere endeksli reçetesini uygulamaya başladığımızda, fazla yüklerden kurtulan, sağlığına kavuşan özetle kazanan diyetisyen değil biz oluruz. Hatta bir diyetisyenin kilolu olması, öfkesini kontrol edememesi veya kalp damarlarının bazılarının tıkalı olması reçetesinin kötü olduğunu değil, kendi reçetesini doğru düzgün uygulayamadığını gösterir. Bugün AB içerisinde ekonomik krizden en çok etkilenen ülkelerin AB kurallarını uygulama konusunda en çok kaçamak yapan ülkeler olması bu yüzden bir tesadüf değildir. Ülkemizin gereksiz yüklerinden ve vatandaşımızı kısıtlayan mantığa aykırı eski yasaklardan kurtulmasında AB sürecinin katkıları her kesimce teyid edilmektedir.

Gerçekçi olmak gerekirse, toplumumuz AB müktesebatının bazı yönlerini  hiç bir zaman kabullenmeyecektir. Ancak bu kuralların büyük çoğunluğunun hayata geçirilmesi ülkemizin demokratik ve insan hakları standartlarını yükseltmek ve milletimizin yaşam kalitesini arttırmak açısından elzemdir.

AB uyum sürecinin katılım öncesi fonlar aracılığı ile devlet hazinemize katkıları da göz ardı edilmemelidir. AB Bakanlığımız toplam giderinin belki otuz hatta kırk kat fazlasını bu fonlar aracılığı ile ülkemize kazandırırken, yılda yetmiş binin üzerinde gencimizin Erasmus, Jean Monnet gibi programlarla AB ülkelerinde eğitim almasını da sağlamaktadır.

AB’NİN ÜLKELERİNE DEĞİL İLKELERİNE YOĞUNLAŞMALIYIZ

Bazı AB ülke liderlerinin duyarsız ve itici tavırlarına tepki olarak AB ilkelerinden vazgeçmemizin papaza kızıp oruç bozmaktan pek bir farkı olmayacaktır. AB’nin ülkelerine değil ilkelerine yoğunlaşmalıyız.

PEKİ VİZESİZ SEYAHAT HAYAL Mİ?

Vatandaşlarımızın AB ülkelerine vizesiz seyahat etme talebi aslında anamızın ak sütü gibi hakkımız olan ve gerçekleşmesi gereken bir beklentidir. Hak etmediğimiz bir talepte hiç bulunmadık.

Bu talebi en çok ve en hararetli dile getirenlerden biri olarak 16 Aralık 2013 tarihinde vizelerin kaldırılma sürecinin imzalarla somutlaştırılması siyasetteki en önemli başarılarımız arasındadır. Ancak FETÖ mensubu hain yargı ve emniyet çetesinin hemen ertesi gün ülkemizi karanlığa gömmeye kalkışması birçok konuda olduğu gibi bu konuda da ulusal çıkarlarımıza çok zarar vermiştir.

AB ile vize mutabakatımız ilişkilerimizde kritik bir eşiktir. Vatandaşlarımız 80 darbesi öncesi bugün AB üyesi olmuş birçok ülkeye vize almadan gidebiliyordu. Maalesef darbeci zihniyet insanlarımız siyasi sığınmacı statüsü ile Avrupa’ya kaçamasın diye bu ülkelerin 1960 Ankara anlaşmasından doğan serbest dolaşım hakkımızı ihlal etmesine göz yumdu.

Son yıllarda göç sorunu nedeniyle Avrupa Birliği komisyonu ile ciddi bir yakınlaşma sağlanmıştır. Bu konudaki işbirliği  yasadışı göçle mücadelede eksikliklere rağmen, başarılı da olmuştur. Yasadışı göçle mücadele birbirimize ihtiyacımız olduğu kadar, birlikte hareket ettiğimizde daha etkin olduğumuzu da göstermiştir.

VATANDAŞLARIMIZA İNCİTİCİ YAKLAŞIM

1996’dan bu yana Gümrük Birliği üyesi olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hala vize kuyruklarında bekletilmesi ve karşılaştığı incitici yaklaşımın mantıksal bir izahı yoktur. Mallarımız serbestçe dolaşırken, o malı üreten sahiplerinin gördüğü muamele akıl dışıdır. 

Gelinen noktada AB’nin terörle mücadele yasamızı bahane etmesi ise hiç inandırıcı gelmiyor. Geçen sene Schengen kapsamına alınarak vatandaşlarına serbest dolaşım hakkı tanınan Birleşik Arap Emirliklerinin bizden daha demokratik ve insan haklarına duyarlı olduğunu kimse iddia edemez.

MESELE HAKLI OLMAK DEĞİL GÜÇLÜ OLMAYA KİTLENİYOR

Mesele haklı olmak değil güçlü olmaya kitleniyor. 2002’de üç bin doların altında seyreden kişi başına düşen milli gelirimiz on yılda üç kat arttığı gibi, yirmi bin dolar seviyelerine ulaştığı an biz istemesek bile AB vize şartını ortadan kaldıracaktır. Bu yüzden istikrarımızı koruyarak ekonomimizi büyültmek son derece yerinde bir yaklaşımdır.

FAZLA NAZ AŞIK USANDIRIR

Fazla naz aşık usandırır atasözümüzü Brüksel’e sıkça hatırlatmakta fayda var. Vize serbestliğinin sağlanması AB’ye kırgın olan ve samimiyetini haklı olarak sorgulayan halkımızın güvenini yeniden tesis edecek, AB’nin verdiği sözlerin arkasında durduğunun en somut ispatı olacaktır.

AB üyelik süreci Türkiye için faydalı olsa da, kesinlikle tek alternatifimiz değildir.

Bugün Avrupa’nın Türkiye’ye olan ihtiyacı, Türkiye’nin Avrupa’ya olan ihtiyacından kat kat fazladır. Avrupa Parlamentosunda oy verirken bunu umarız hatırlarlar.

Egemen BAĞIŞ

Bir Cevap Yazın